Kim doğayı sevmez ki? Kimler yeşile, ormana özlem duymaz? Beni büyüleyen bu eşsiz manzaranın, sizi de etkilediğine inanıyorum. Karadeniz doğasının bu kadar etkileyici olması memleketimiz olmasından mıdır, yoksa doğanın bu derece muhteşem olmasından mı? Bilemedim… Ona siz karar verin.

Doğu Karadeniz yayla turumuzun 7.gününe gelmiştik.

Muhteşem çadır kampı ve buzul gölüne yürüyüşümüzle 2 gün Rize Ayder – Avusor Yaylalarını gördük, çok yürüdük çok yorulduk, bulut denizi manzaraları karşısında çay içtik, yolda Fransızlarla sohbet edip ülkemizin en yeşil dağlarının havasını içimize çektik. Akşam oldu yorulduk kaplıcaya gittik, sıcak su ile rahatladık. Daha sonra Rize’de gezi ekibimizle buluştuk. Sarp sınırını geçerek 2 gün Gürcistan Batum – Kobuleti – Botanik Bahçeyi gezdik ve de ne maceralar yaşadık, fırtınaya yakalandık, kabuslarla uyandık. 🙂  Daha sonra tekrar vatana döndük ülkemizin en bakir coğrafyalarına gitmek için yola koyulduk. 2 gün de Maçahel – Gorgit Yaylası – Maral Şelalesi bölgesini gezdik. Sevda’nın asırlık ahşap evinde, bembeyaz dantelli çarşaflarında, yün yorganlarında yattık, buram buram kokan mısır ekmeğinin kokusuyla uyandık, mıhlama ve bir çok yöresel yemekler yedik. Maral şelalesinde suya girip, araç gitmeyen Gorgit yaylasına vardık. Ömrümüzde görmediğimiz manzaralar gördük.

Daha da görecek bir şey kalmamıştır herhalde derken Lekoban yaylası maceramız başladı.

Yine her sabah olduğu gibi kollarımızı doğaya açtık ve mis gibi temiz havayı ciğerlerimize çektik. Son hazırlıklarımızı yapıp yürüyüşümüze başladık.

 


Genelde Karadeniz turumuz başlı başına muhteşemdi. Fakat bu Karçal Dağı eteklerinden Lekoban yaylasına olan yürüyüşümüzü diğerlerinden ayıran bazı özellikleri vardı. Bölgenin doğası diğerlerine nazaran biraz daha el değmemişti.

Lekoban yaylasına araçla gitmek mümkün, lakin araç yolunda kimi yerler gölet altında, kimi yerleri dere altında. Taşlık ve stabilize yol olduğundan arazi aracı veya bu yollara uygun bir araç ile ziyaret etmek isteyenler gidebilirler. Aracınızın camından bu doğayı izlemeniz veya hissetmeniz elbette mümkün fakat imkanları olanlar mutlaka bizim gibi yürüyüş yapmayı tercih etmelidirler.

Yaz tatili deyince akla neden hep Akdeniz veya Ege kıyıları gelir bilemiyorum. Üstünden kaç yıl geçmesine rağmen her defasında iyi ki bu Karadeniz turunu yapmışız diyorum. Bizler için unutulmaz anılar oldular.

Bir haftadır ormanların içinde, doğada, dağlarda, dere kenarında, farklı kültürden insanlarla, muhteşem lezzetteki yemeklerin hazzıyla ve tüm bunların verdiği mutlulukla kafamızdaki dinginliği ve rahatlığı bir düşünün.

Şuan ofiste ben bunları yazarken ne kadar iç çekiyorsam, muhtemelen siz de okuduğunuz yerde bir o kadar iç çekiyorsunuzdur. O dingin sessiz, sakin, huzurlu rahatlığı şuan elde etmek için neler verirdim diye.

Yürüyüşümüz de güle oynaya yer yer çamurda, yer yer suda yürüyerek ilerliyorduk. Gördüğümüz her güzel manzarayı kaçırmamak için birer de hatıra fotoğrafı çekinmeyi unutmuyorduk tabi.

Sınırlarımızı zorlayıp kendimizi aştığımız bazı konularda olmadı değil bu Karadeniz turumuzda.

Bu zorluklardan en heyecan vereni, bizi en zorlayanı da işte bu ayak izleri. İzlerin hangi hayvana ait olduğunu tahmin etmek, bulunduğumuz bölgeden dolayı zor olmasa gerek. Zaten Karadeniz’in bakir ormanlarında geziyorsanız, onların yaşam alanları içinde dolaşıyorsunuz demektir. Aslında bölgede olduğunuz sürece bunu biliyorsunuz ancak gerek bölge halkının verdiği bilgilerle (“insan kokusunu çok uzaklardan alabilen ayı oradan  size görünmeden uzaklaşır”, “zaten onlar da insanlardan korkar”, “anne ayının yavrusunu koruma güdüsü ya da ani karşılaşmalar dışında kolay kolay yüzleşip saldırmaz”), gerek kalabalık yürüyor olmanın verdiği rahatlık ile bunu pek dert etmiyorsunuz.

Daha önceki günlerde de bu tarz ‘Ayı’ izleriyle bir çok kez karşılaştık. İzlerin ve dışkıların fazla taze olmamasından dolayı sadece bu bölgeden de ayılar gelip geçmiş diye kendi kendimize konuştuk, pek de üstünde durmadık.

Bu seferki izler çok daha farklıydı. Kuzenim Aykut, Eşim Özlem ve ben(İbrahim) üçümüz tempomuzu tutturduk seri bir şekilde Lekoban yaylasına doğru stabilize yoldan çıkıyorduk. 10 kişilik grubumuzdan biraz uzaklaşmıştık, yaklaşık olarak 5 dakika yürüyüş mesafesi kadar aramız açılmıştı. Biz üçümüz sohbet ederek gruptan önde giderken arkamızdan bir kamyonet selam verdi ve yanımızdan geçti. Arkasında inşaat malzemeleri yüklüydü muhtemelen yayla evinde tadilat gibi bir şeyler yapacaktı. Her neyse kamyonetin çamurda açtığı lastik izinin içine düştük ve yürüyüşümüze devam ettik.

Bu arada Karadeniz’e gelmeden önce ayı ile karşılaşma anında yapmamız gereken davranışlar ve karşılaşan insanların kendilerini kurtarma hikayelerine dair bir çok belgesele bakmıştım. Bu belgesellerden de güç alarak eşim ve kuzenime olası bir karşılaşmada yapmamız gereken davranışlardan bahsediyordum. Cenin pozisyonu, ölü taklidi, vs… Ayının davranış ve  yaşam biçiminden bahsederken aşağıda gördüğünüz bu taze izi gördük. Kamyonet geçeli 6-7 dakika olmuş ve içinde bir ayı pençesi izi 🙂 O an tüm doğa karardı, karanlık içinde sadece üçümüz aydınlık kaldık, kalbimiz durdu ve sonra tekrar çalıştı 🙂 Tüm bunlar olabilirdi, sonuçta bunları göze alarak geldik de mi? Hay sıçaydım kim dedi Karadeniz’e gelelim diye iç sesler çoğaldı…

İz ile karşılaştıktan sonraki ilk saniyelerde ne görüntü ne ses olarak bizi rahatsız eden bir durum yoktu. Ayı kardeş dakikalar önce buradan geçmiş gitmiş demek ki diye düşündük. Ya da öyle olmasını umut ettik ve buna inandık. Öyle olsa iyi olurdu çünkü bulunduğumuz konum korunma ve saklanma açısından hiç uygun değildi. Bir an önce ormandan açıklığa çıkmak önümü ve etrafı görmek istiyordum.
Nihayet tepedeki köşeyi döndükten sonra arkamda görmüş olduğunuz ismi Fındıklı olan küçük bir yaylayı gördük. Önümüzdeki yoldan çıkıp yaylanın altından bu küçük Fındıklı yaylasına, oradan da Lekoban yaylasına ulaşacaktık.
Orman içinden çıkmış etrafımız açılmıştı, hatta yaylaya çok yakınlaşmıştık. İnek sesleri, uzaklardan gelen ağaç motoru sesi… ayıdan korkmak için çok da bir şey yokken, gördüğümüz son pençe izinden sonra üçümüzün içinde de bir ağırlık, bir sıkıntı vardı doğrusu ama üçümüzde bir şey söylemiyor, hatta birbirimize belli etmeden yürüyüşümüzün keyfini kaçırmamaya çalışıyorduk. Ancak adımlarımız ister istemez durmuştu ve hepimiz içimizden arkamızdan gelen grubu beklemeliyiz diye düşündük sanırım.


İşte bu da ayı izlerinin sonuncu fotoğrafı oldu. Ben yere çömeldim ve izin yanına elimi koydum Aykut fotoğrafımı çek dedim, bak ne kadar da güzel, daha yeni buradan geçmiş olmalı diye söylenirken eşim ‘Ayııııı!’ dedi ve ekipten tarafa doğru yokuş aşağıya koşmaya başladı. Ben tabi eşim ayı izinden etkilendi heralde biraz da korktu ve bu tarz konulara hassas diye düşünürken o gördüğümüz küçük yaylanın oradan homurtu gibi garipten sesler duydum. Çömeldiğim yerden yaylaya baktım sonra Aykut’a baktım ki o arada Aykut’ta gözleri yuvalarından fırlamış gibi bana bakıyordu. Elim ayağım bir anda boşalıverdi, inek sesi, ağaç motoru sesi hepsi bir birine girmiş gerçek ayı sesi mi yoksa yanılsama mı anlamaya çalışırken; ağaç motoru çalışması bir anda kesildi, yaylanın altında otlayan 5-6 inek sürüsü yaylaya doğru koşmaya başladılar. İneklerin ilk kaçtıkları noktanın altında bel boyu olan çalılar kıpırdıyor, aşırı şekilde sallanıyordu. Birden içinden bir boz ayı çıktı ve iki eli havada deli gibi kükremeye başladı.
İşte o an hiçbir şey düşünmeden ‘Kaçınnnnnn!’ demiştim ama Aykut’la eşim çoktan kaçmaya başlamışlardı. Ben gördüklerimi ve yaşadıklarımı idrak etmeye çalışırken onlar çoktan tüymüşler bile.

O kükreyen ayı görüntüsünden sonra bütün bildiğim teorik bilgiler uçup gitti. O an tüm doğruların canı cehennemeydi! Karşınızda kocaman kükreyen bir ayı varken beynin mantık kısmı çoktan işlevini kaybetmişti.  Tüm gücümle koşarak kaçmaya başladım. Kısa sürede Özlem ve Aykut’a yetiştim.

En son arkama bakarken saniyeler içinde, ayının ön pençeleriyle ileriye doğru hamle yapıp daha sonra bir top gibi yamaçtan çok hızlı bir şekilde çatır çutur çalıları kıra kıra aşağıya yuvarlandığını ve oradan yolumuza indiğini gördüm.
O anda hani derler ya hayatım film şeridi gibi gözümün önümden geçti diye, benim de öyle oldu tüm hayatım saniyeler içinde gözümün önünden vızztttt geldi geçti ve yine en son ayıdan kaçtığımız ana geldi, orada dondu kaldı.

Eşim ile kuzenime yetiştiğimde yoğun taşlı ve eğimli yolda düşmemek için çaba sarf ederken aynı zamanda da son sürat hızla kaçmaya çalışıyorduk. Kuzenim bir yandan ben bir yanda eşimin kollarından tutup havaya kaldırdık ve hep birlikte var gücümüzle koşmaya başladık böyle daha dengeli ve hızlı koşuyorduk. Eşimin ayakları yere değmediği halde havada koşmaya devam ediyordu. Korku ve adrenalin hormonunun etkisinden sıyrılıp mantıklı bir şekilde düşünmeye çalışırken kafamda kurgulamalar yapmaya başladım.

Ayılar bir yarış atı gibi hızlı koşabiliyorlar saatte 60 km/s  ve arkamızdan gelen ayının en ufak bir nefes sesi veya homurtusunu duyarsam duracağım ve eşimle kuzenimin kaçması için onlara fırsat yaratacağım. Ellerimizdeki doğa yürüşlerinde kolaylık sağlaması için aldığımız batonların en uç kısmı oldukça sert ve keskin. Bunlardan bir tanesini siper alıp o kükreyen koca ağzının içinden gırtlağına batonu var gücümle sokmayı düşünüyorum. Derinin hiç bir yerine bu işlemi yapamıyacağım için en uygun olan bölgesi gözleri ve ağzı diye düşünürken köşeyi dönerek o içimizi daraltan ormanın içine doğru girdik. Arkamızdan gelen ekibi gördük ve ‘KAÇINNNNN AYIIII’ diye bağırarak üstlerine doğru koşmaya devam ettik. Ekip bizim ne kadar şaka ve makarayı sevdiğimizi bildiklerinden dolayı önce şaka yaptığımızı sanmış olsalar da daha sonra suratlarımızdaki endişe ve korku halini gördükten sonra çığlık çığlığa hep beraber kaçmaya başladık. Üç kişiydik, on kişi bağırarak kaçmaya başladık, tüm orman da bizi izliyordu.

Ekibimizin rehberi olan Ercan yıllarca bu bölgelerde gezmiş Karadenizli bir arkadaşımızdı. Ayrıca ekibimizin transferinden sorumlu araç şoförümüz Adem abi de doğma büyüme Karadenizliydi. Bizim bağrışmalarımızı gören Ercan ve Adem abi biz daha hayatımızda hiç ayı görmedik diyerek bizim  ayıdan kaçtığımız yöne doğru koşmaya başladılar. Biz de aşağıda arkamızdan bizi takip eden servis aracının içine doluştuk kapıları, pencereleri kapattık. Biz panik içinde canımızı zor kurtardık diye sevinirken Ercan ve Adem abi koşarak ayının olduğu yöne gitmiş ve ellerini kollarını sallayarak geri gelmişlerdi. Araçtan indik ve merakla ne olduğunu sorduk. Yetişkin olmayan yavru ayı karşı tepeden bizi çalıların arasından görmüş ve korkarak kükremiş. O panikle aşağıya yuvarlanmış ve yola inmiş, yola indikten sonra da diğer tepeye doğru hızla kaçarak uzaklaşmış. Ercan ve Adem abi arkamızdan bizi kovalayan bir ayı değil, aksine bizden korkup bu hallere düşen ve kaçan bir ayı olduğunu söylediğinde ne kendimize güle bildik ne de ağlayabildik.

Bizim için güzel bir anı olan bu olayı sanırsam ömür boyu hiç unutmayız. Bu olayın ismimizin çıkış noktası olmasında da payı büyüktür. O günlerden sonra ‘Gezgin İZ‘ olarak yaşam bulduk. Yürüyüşün bitiminde Lekoban yaylasına geldiğimizde ise o doğada, o şartlarda karşılaşabileceğimiz en güzel manzara ile karşı karşıyaydık; güzel bir yayla evinde, buram buram enfes yemek kokuları eşliğinde hazırlanmış bir yemek masası, gürül gürül yanan bir soba, misafirperver yöre halkı…

Yayla evinde kalmak isteyenler için şirin mi şirin yatak odası.

Yemek hazırlıkları tam gaz devam ederken yaşadığımız olayı kendi aramızda tekrar tekrar konuşuyorduk, yöredeki kişilere anlatıyorduk onlarda küçük bir ayı ile karşılaştığımız için şanslı olduğumuzu söylüyorlardı.

Muhteşem ekip, yöresel reçelleri, kestane balı, tereyağı, yumurta ve mıhlama gibi lezzetleri mideye indirmeden hemen önce.

Yemek yediğimiz evin küçük kızları hem çekingen, hem dilliler.

Karnımızı doyurup yürüyüşümüze devam ettik.

Lekoban yaylası ve ayıdan kaçışımız hayatımız boyunca gülerek anlatacağımız bir anı olarak kalacak.

Diğer Abonelerin Arasına Sende Katılabilirsin

Posta hesabına bir gün bir mail düşer. Okursun, bakarsın ve çok beğenirsin. İşte o mail sırt çantanı alıp bir yerlere gitmen ve seni harekete geçirmek için yeterli olabilir. Türkiye ve Yurt dışı gezi yazılarımızın mail adresinize gelmesini ister misiniz? Sadece e-posta adresinizi yazarak hemen abone olun! Gezgin İz sizi harekete geçirecek makaleleri mail adresinize göndersin ama reklam vs göndermesin.. :)

3 YORUMLAR

  1. Küçüklüğümüzden beri Doğu Karadeniz’de Artvin yayları ve ormanlarında gezerken büyüklerimiz bize her zaman gürültü yaparak gezmemizi şarkı söylememizi ve ıslık çalmamızın gerektiğini tembihlemiştir. Bu sayede ayılar bizden uzak durabilirlerdi. Selamlar

CEVAP VER